HANANYA VE SAFİRA HAKKINDA. ELÇİLERİN İŞLERİ 5:1-11
Sevgili okuyucular, bu okuyacağımız olay yaklaşık iki bin yıl önce ilk kilise topluluğunun içinde yani Yeruşalem'de olmuş ve yaşanmış bir olaydır. Bunu okuduğumuz zaman ne denli ciddi, doğru ve gerçekçi olmalıyız. Gerçekten her birimiz için ders verici bir olaydır.
Şimdi yaşadığımız zamanda olduğu gibi o zamanda Şeytan hem dışardan hemde içerden kilise topluluğuna saldırılar yapıyordu. Bu kez kilise topluluğuna içerden bir saldırı geliyor.
Yazar Luka bize kilise topluluğunun ne denli içten ve gönülden birbirlerine bağlı, birbirlerini seven ve destekleyen bir topluluk olduğunu 4. bölüm 34. ayette gösteriyor. Hatta daha derine inerek Barnabas'ın bir Levili olduğu halde, nasıl bir yüreklilikle katılımda bulunduğu örneğini veriyor. Ama burada Hananya ve Safira'nın yaptıkları iş ise oldukça çirkin bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Şimdi birlikte bu olayın detaylarını inceleyip birlikte anlamaya çalışalım.
Hananya ve Safira'nın kilise topluluğuna bağlı olduklarını görüyoruz. Topluluk üyeleri büyük bir dayanışma içinde yaşamaya başladıklarında 4. bölümde gördüğümüz gibi, birçokları mallarını mülklerini satıyorlar ve ihtiyaçta olanlara yardım edebilmek için paraları kilise topluluğuna veriyorlardı. Bu bağışlar gönül isteği ile yürekten gelen bağışlardı. Bu bir gerçektirki böyle bağışlar muhakkak ki topluluk içinde büyük sevinç veriyordu, aynı zamanda bağış yapan kişi kendisine ister istemez birazda övgü topluyordu. Özellikle bildiğimiz gibi Orta doğu toplumlarında böyle yürekten veren insanlara özel bir saygı da duyulur. İşte bu olayda Hananya ve safira'nın düşüncelerinde ve yüreklerinde yanlış gelişen bir verme olayını görüyoruz. Onlarda diğerleri gibi yürekten bir bağış yapabilmek için işe başladılar. Kendi tarlalarını sattılar. Ama bu satış yanlış bir temel üzerine kurulmuştu. Onlar bu tarlayı satacaklar ve paranın bir kısmı kendileri için gizli saklayacaklardı ve geriye kalan parayı topluluğa vereceklerdi. Bunu da kendilerini topluluğa göstermek için yaptılar, çünkü Onlarda topluluğun gözüne girme düşüncesi vardı. Daha kötüsü gizli şeyler çevirip, yalan söylemeye başladılar. Hemde kutsal Ruha karşı. İkisi anlaştılar ve paranın bir kısmını saklayarak geri kalanını topluluğa bağışladılar.
Bu konu ile ilgili Eski Antlaşmadan Yeşu kitabının 7. Bölümün 1. ayetinde Akan hakkında okuyoruz. Akan Rabbe adanmış şeylerden, çalarak kendi için saklamıştı. Bu nedenle İsrael halkı sıkıntıya düşerek ordu yenilgiye uğradı. Hananya ve safira, Akan gibi Rabbe adanmış maldan çalarak kendilerine saklamışlardı.
Bu konuda alınacak ders oldukça açıktır. Gerek Akan olsun, gerekse Hananya ve Safire olsun bu malları Tanrı'ya bir kez adamışlardı. Ama ne oldu, kendi kötü düşüncelerinin esiri olarak, Tanrı'ya adanmış şeylerden çaldılar. Burada Tanrı'dan çalmanın, yalanın, hırsızlığın ne denli ağır bir günah olduğunu göstermektedir.
Bunun için Tanrı Eski Antlaşmada Akan'ı cezalandırdığı gibi, Hananya ve safira'yi de cezalandırdı. Yani onları yargıladı. Çünkü Tanrı adildir ve adaleti yerine gelmelidir. Eğer yargı olmazsa bu kez adaletten bahsetmek olanaksızdır. Bu olayda yapılan suç yalnız Tanrı'nın Yüceliğine karşı yapılmış bir suç değil, aynı zamanda insan onuruna karşı yapılmış bir suçtur. Mademki söz verilmiştir ve yoksula verilmek üzere bir miktar para vadedilmiştir. Bir Tanrı çocuğu sözünden nasıl dönebilir? Tanrı'nın çocuğuna iki yüzlülük kesinlikle yakışmaz. Hem verir gibi görünmek, ama diğer yandan çalmak, gizlemek kendine saklamak suçtur günahtır. Son olarak bir örnek verelim. Bu gün bir devletin kasasından milyarlarca para çalanlara karşı yargı uygulanmasın diyebilir miyiz? Tabii ki diyemeyiz. Adalet yerine gelmelidir. Rab İsa dedi ki, Sözünüz kesinlikle 'Evet' ve kesinlikle 'Hayır' olsun. Bunlardan ötesi şeytandendir. (Mat 5:37). Tanrı'nın esenliği üzerinizde olsun. Amin.
Simon (Şabo) Ünsac